SB-900, SB-600 ve Strobist Nağmeler
17/01/2010, 00:42
Bundan birkaç yıl evvel birisi bana “Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın” dese, “yok daha neler, peh” derdim. Zira doğal ışığı ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim :(
Bununla beraber fotoğraf konusunda biraz daha ciddi işler yapmaya başlayınca hoşuma giden ışık koşullarında fotoğraf çekme lüksüm kalmadı tabi. Dünya üzerindeki yaşamın yegâne enerji kaynağı da olan emektar ışık kaynağım Güneş’in ortalarda olmadığı zamanlarda Meren’in de ortalarda olmadığı günler sona ermeli idi.
Çaresiz, bir adet SB-900 flaş aldım. Kendisine ısınacağıma dair zerre kadar ümidim yoktu. Hatta ilk kullanışımda buradaki fotoğrafçı arkadaşlarımdan birisi olan, profesyonel otomobil fotoğrafçısı Richard Thompson ile sosyetik bir gece etkinliğini çekiyorduk. Etkinlikteki insanların yüzüne yüzüne patlattığım SB-900′ü ilk kez denemek için yanlış bir yer seçtiğim aşikardı (neyse ki patlayan flaş bir ninjanın attığı duman bombası etkisi yaratıyor, insanlar geçici bir körlük yaşarken ben salonun diğer köşesine sıvışıyordum). Bir süre sonra kaçacak yer kalmayınca SB-900′ü bir hışımla çıkarıp gecenin geri kalanında kullanmak üzere 50mm f/1.8 lensimi taktığımı, Richard’ın da beni “bu herif web sayfasındaki fotoğrafları bir yerlerden yürütmüş olmalı” diyerek süzdüğünü hatırlıyorum.
Sonra okuyup araştırınca flaşın ürettiği ışığı nasıl dönüştürüp terbiye edebileceğimi öğrenmeye, işin mantığını bir miktar daha iyi anlamaya başladım. Tavandan, duvardan, yerden sektir, bouncer, softbox, jel-mel kullan, dene-yanıl sürecine girdim. Işığı dağıtmak, yumuşatmak, sabit bir ışık sıcaklığına sahip olan flaşları ortamdaki ışık sıcaklığına uydurmak filan bambaşka bir alem idi. Sonraki ilk flaş denemem Jason Ricci konserinde oldu. Sonuçlar -hiçbir ışık dönüştürücü olmadan kullanılan bir flaş için- muazzamdı (Richard beni bir de şimdi görsündü).
Daha sonra da tek bir flaş ile bu işin asla benim istediğim gibi olmayacağını kavrayıp SB-900 ile senkron kullanmak için bir flaş daha aldım: SB-600. Basit ışık dönüştürücüler, ışık ayakları, şemsiyeler filan derken bir flaş ile başlayan macera -biraz abartacak olursam- bir asistan olmadan taşınamayacak bir ekipman yığını haline gelmeye başladı. Sonrasında da belki beni Radiopopper’lar, Elinchrom setler bekliyordu (ama kimse bunlardan Duygu‘ya bahsetmiyordu, hepsi içimizden içimizden konuşuluyordu).
![]() |
![]() |
SB-600′ü SB-900 üzerinden yönetebiliyorsunuz. SB-900′ü “master” kipine, SB-600′ü de “slave” kipine alınca iki flaş da birbirleri ile kızılötesi sinyaller ile iletişip senkron bir şekilde patlıyorlar. Bunun için fiziksel olarak birbirlerini görmeleri vesaire gerekiyor, dolayısıyla çok güvenilir değil, fakat wireless çözümler de çok ucuz sayılmaz. Eğer konu bir yere kaçmıyorsa bu düzenek de rahat rahat ayarlanabiliyor (ayrıca Nikon’un SLR fotoğraf makineleri üzerindeki built-in flaşlar da “master” kipinde çalışıp diğer flaşları yönetebiliyor). Ayrıca imkanların kısıtlı olduğu durumlar yaratıcılığın besin kaynağıdır, dolayısıyla bir problem yok..
Geçenlerde buradaki en sevdiğimiz arkadaşlarımızdan olan Eric ve Virginia “biz ailemize kendi fotoğraflarımızı hediye etmek istiyoruz, bize yardım et” diye geldiler. Yağmur yağıyor, hava rezalet. Türk misafirperverliğinin ve Anadolu insanının New Orleans temsilciliğini layığı ile yerine getirmek isteyen, Ermeni’lerin, Yunan’ların filan yüzleri kara çıksın isteyen yağız bir delikanlı olarak “eh, peki” dedim. Evin içinde o koltuk senin bu koltuk benim yer değiştiriyoruz, fakat bir türlü olmuyor, bir türlü istediğim tadı bulamıyorum. Zaten zor beğenen bir insanım, o gün de bütün ketumluğum üzerimde.
Neden sonra aklıma flaşlarım geldi. “Yürüyün bakem” dedim ve dışarıya çıkardım bunları. Evden bir koltuk indirdim aşağıya, yolun ortasına koydum. Koltuğun hemen sol tarafına üzerinde şemsiye olan SB-600 takılı ışık sehpasını (“light stand” — Türkçe’si ne ola ki bunun?) koydum. Fotoğraf makineme de SB-900′ü taktım. Buncağızlar beni apartmanın girişinden izliyorlar. Koltuğu işaret edip “oturun” dedim, kikirdeye kikirdeye geldiler, “buraya mı oturacağız? yolun ortasına?” dedi Virginia, ben “he” deyince oturdular. Işığı filan ayarlamaya çalışıyorum. O sırada Eric “Meren, araba geliyor” dedi. Virginia “ya kalkalım adam geçsin, sonra çekeriz, ay” diyerek Eric’in sözlerini bir bayan zarafeti ile tekrar etti. Fotoğrafçı oturun dedikten sonra siz nereye kalkıyorsunuz? Bunlara ben Ege şivemle “töngümeyin, kürdüşmeyin bakem! gömüveğcem ikinize de şindi!” diye nasıl bağırdıysam hiçbir yere kımıldayamadılar. Deklanşöre bir bastım, bir daha bastım, sonra zaten her şeyi toplayıp içeriye kaçtık. Fotoğraflara evde baktım, ikisi de birbirinden güzel, en azından ben çok beğendim. İlki bu:
![]() |
SB-600/SB-900 ikilisi ile ziyadesiyle mutluydum. Fakat SB-900′ün fotoğraf makinesine takılı olmak zorunda olması durumu beni iyiden iyiye rahatsız etmeye başlamıştı. Ben de gidip bir uzatma kablosu aldım (eBay’de var bir tek ve o satıcı da Hong Kong’da, fiyatı ise çok makul). Şöyle bir şey bu arkadaş:
![]() |
İki gün önce elime ulaştı, gayet güzel iş görüyor, boyu ziyadesiyle uzun, sürpriz şekilde kaliteli de. Az önce hemen dışarı çıkıp bir iki deneme yaptım. SB-900 kablo ile fotoğraf makinesine bağlı, SB-600 ise SB-900′e senkron:
![]() |
Bu kablo sayesinde daha çeşitli strobist soytarılıkları yapmak mümkün (bu “ışıkla duş alıyordum” fotoğrafı):
![]() |
Böyle süslenmişim filan gibi olmuş ama vallahi değil. Ron gillerden geliyorduk, evden kabloyu ve flaşları aldığım gibi dışarı çıktım (bu arada boynumdaki fular Ali Işıngör‘ündü, son İstanbul ziyaretimde bana hediye etmişti, vallahi entel olan o, ben soğuktan takıyorum (geçenlerde bir taktım, alışkanlık yaptı, şimdi çıkarınca -çok afedersiniz- çıplak hissediyorum kendimi (halbuse değilim yani))). Neyse. Bu yukarıdaki fotoğrafın “duş bitti saçlarımı kuruluyorum” fotoğrafı, yukarıdakine göre biraz daha doğru pozlanmış:
![]() |
Ayrıca bu flaşlarla yapabildiğimiz tek şey dışarılara çıkıp insanların garip bakışları arasında kendimizin fotoğrafını çekmek mi? Elbette hayır. Evde bir şemsiyenin altına girip Duygu kişisinin bir-iki hafta evvel yaptığı Fırat heykellerinin fotoğrafını da çekebiliyoruz. Şu Fırat’ın üzerindeki ışığın yumuşaklığına, Fırat’ın tatlılığına bakın:
![]() |
Son birkaç yazı üst üste ekipman yazısı oldu (“son birkaç yazı” dediğim de son iki yazı altı üstü .. bilemiyorum ne olacak benim bu halim). Elbette ekipman yazılarının bir sonu var. Hatta bu yazı belki de uzun süreliğine sonuncusu idi. Bu arada yoğunluğum devam ediyor aslında ve küçük bir ara henüz sona ermedi.. Bunlar hep siz sıkılıp beni unutmayın diye. Maksat ayağınız alışsın. Öptüm, bay.
PS: Yıl oldu 2010. Benim alışkanlığım değil böyle günlere dair bir şeyler yazmak, fakat Okan Akan güzel bir yazı yazmış, bir sürü de fotoğrafa bağlantı vererek kendi seçkisini sunmuş, sonra “aa biz bilmiyorduk, okumak isterdik, görmediydik” demeyin: http://insanveimge.blogspot.com/2010/01/benim-yasadgm-2009-ce-la-vie.html
Tags: 24-70mm f/2.8, d700, sb-600, sb-900











January 17th, 2010 at 00:51
Üçüncü fotoğraf çok ama çok güzel sanki gerçek üstü gibi, o nasıl ışıktır? Comic book kahramanı gibi çıkmış
Yazı da çok keyifli Selamlar, Tebrikler.
January 17th, 2010 at 01:04
Böyle gündüz vakti kamera harici ışık kaynaklarını kullanınca atmosfer çok enteresan oluyor :) Bununla beraber çok aceleyle çektim bunları, ışığı daha güzel de ayarlayabilirdim belki (TTL kullanmak yerine kafadan girdim değerleri, bu kadar oldu). Biraz aceleye geldiği için tek tek kontrol edip daha iyi ayarlamaya fırsatım olmadı.
Sevgi, selam.
January 17th, 2010 at 02:44
fırat heykelleri görüntüsünde ne kadar güzel ve yumuşak bi görüntü çıkmış, tebrik ettim valla.
ara uyarısından sonra 3 yazı geldi, ne güzel de oldu, keşke hep bu sıklıkta gelse…
=]
January 17th, 2010 at 03:25
Bendeki sb800 üzerindeki Lumiquest in TTL ile birlikte bazen ölçüm hatası verdiğine şahit oldum. Ancak sonuçları bence çok tatminkar(şu yapışkan şeyin orjinal bouncer ı kullanılmaz hale getirmesi dışında). İnfrared sensörlere kesinlikle güvenme derim onun yerine buradaki ürünü deneyebilirsin. hemde sonuçlarını yazar almaya değer olup olmadığını biz de öğrenmiş oluruz ;) işin şaka tarafı buna benzer bir trigger ı, paraflashlarda denemiş ve yaklaşık 20 metreden çok başarılı sonuç almıştım.
January 17th, 2010 at 04:43
3 çeşit softbox’ı var Lumiquest’in (her biri de fiyatlarına göre harika ışık düzenleyiciler). Ölçüm hatalarından kaçınmak için Lumiquest’in busunu kullanmak gerekli (yapışkanların flaşın canına okumaması için bunlar var, flaşa takıp çıkarıyorsun (SB-600′ümün ilk sahibi benim kadar düşünceli davranmamıştı flaşına, o ayrı)).
Güvenmiyorum zaten (yazıda da geçiyor). Fakat eğer ne yaptığını biliyorsan IR bir çok durumda ihtiyacın olandan fazlasını sunuyor. Öyle oradan oraya koşturmak, ışıkların yerini zırt-pırt değiştirmek için güvenilir değil tabi :) Ben sadece evde kendi çapında deneme yapmak isteyenlerin wireless flash trigger’lara ihtiyaçları olduğunu düşünmelerine sebep olmak istemiyorum.
Onlarda iş yok :) TTL desteklemeyen trigger’lar ile vakit harcamaya gerek yok bence.
Bununla beraber Pixel TR-331 isimli bir ürün çıkacak yakında piyasaya. Radiopopper’a para vermek istemeyenler için çok iyi bir alternatif olacağa benziyor. İşte onu alıp deneyeceğim, deneyince de yazarım :)
Selamlar.
January 17th, 2010 at 04:49
Uzunca bir süre ben de flaşlara karşı durdum, bunda profesyonel bir makine almak için bütçe ayırmamam, haliyle dahili flaşların ayarlanamaması nedeniyle yetersiz ya da fazla ışık vermesi, objenin arkasında anlamsız gölgelere sebep olması gibi sizin sorunlarınıza benzer birçok neden..
Ben fotoğraf çekmeyi baba yadigarı şu makinelerle öğrendim. Tabii sizin de daha iyi bildiğiniz gibi eskiden otomatik ayarlar filan yoktu. Tüm ayarları tek tek yapmanız gerekiyordu. ISO, perde, odak… Haliyle bunlara ucandan bucağından aşına olduğum için, dijital makinelerde de flaş kullanmamak çok zorlamadı beni.
Geçen gün, arkadaşımla sohbet ederken dahili flaşın önüne koyduğu, tütün sarmak için kullanılan şu sigara kağıtları ile daha yumuşak ve doğala yakın çekimler yapabildiğini belirtti. Elbetteki profesyonel anlamda pek bir anlamı yok ama benim amatör fotoğrafçılar için ekonomik ve biraz da pratik bir yöntem olabilir. Tıpkı lightbox yerine A4 kağıtlardan faydalanmak gibi.
Yakışıklı değil ama sempatik kıvamında :)
January 17th, 2010 at 05:10
Hahah süper :) Doğru, 15-20 dolara satılan ışık dağıtıcı/yumuşatıcılardan daha kötü olacağını hiç sanmıyorum :)
Amatör ruhun en keyifli kısmı eldeki gereçlerden ortaya şaheserler çıkarmakta yatıyor bence. Bu noktada profesyonel dediğimiz kişi ise işi başından aşkın olduğu için icatlara vakti olmayan zavallı şahıs oluyor tabi :)
O arkadaşınız güneşli bir gün beyaz bir çarşafı yansıtıcı (reflector) olarak kullansın mesela. Ya da yoğurt kutusundan şu $100-$200′a satılan Gary Fong dome yapsın :) Ne iyi ediyor işte.
January 17th, 2010 at 16:29
canım sıkıldı şimdi :/
TTL trigger olarak gayet başarılı özelliklere sahip gözüküyor. Fiyat olarak da gayet makul denebilir.
January 17th, 2010 at 16:47
Hikayeni izliyor gibiyim. Her seferinde yeni birşeyler koyuyorsun ekipmanlarının, deneyimlerinin üstüne :)
Ben tek flaşla gecen gün denedim dış çekim modelli. Tek flaşla zor olacağını biliyordum ama yine de iyi sonuç elde ettim.
Meren;
Eğer makinanın üstünden kurtarmak istiyorsan tüm flaşlarını
http://www.lovegroveconsulting.com/pocket_wizard.aspx
Böyle birşey var ama tabi bu canon uyumlu sanırım. Türkiyede bulamadım ben bu wireless TTL zımbırtısından, bana TTL olmayan yani flaşı mauel ayarlayabilecği bir senkron üstü verdiler. Bir de monopot aldım. Flaşı monopotun üstüne takıyorum ve monopotu elimle (normalde elinin yetişemeyeceği yerlere) uzatıyorum. Gerçi tam kullanamıyorum zira benim sol kolum doğuştan engelli. Zorlanıyorum baya ama uğraşıyorum falan…
Adam bana TTL olmayan bu aleti satarken dediği şu şey mantıklı geldi.
“Abi sen bunu şimdi 50 mt ileride koyup fotograf cekeceksin dış mekanda. TTL oyle bir durumda senin çok işine yaramayacakki. Sen o konumda ışığı manuel yönet zaten”
Haklıydı açıkçası…
Tripot + flaşı tripoda oturtacağım senkron mekanızma + makina üstüne taktığım senkron mekanızması = 200 TLye mal ettim :)) epey de ucuza geldi yani.
Çok severek yapmadığım bir çekimden tek flaşlı bir kareyi paylşaym ben de bari :) ışık olarak gün ışığı var aslında ama hiç kullanmadım pozlama gereği sadece flaş var sol yukardan…
http://img25.yfrog.com/img25/8683/mg1028.jpg
January 18th, 2010 at 02:26
yazı çok hoş olmuş.. bende senin gibi doğal ışıktan yanayım.. Fakat;
senin aldığın bu sonuçları gördükçe ufaktan flaş’a geçiş filan.. ışıkla oynamaya başlasam çok iyi olacak sanki…
senin gibi bi set kurmak esasında mantıklı ama sina’nın yazdığı gibi TTL zımbırtısı çok iyiymiş açıkçası.. o senin işini bayağı bi kolaylaştırabilir bence sina’nın dediği gibi =) inş nikon uyumlu halide vardır.. bende canon tayfasından olduğum için :P
bende flaş v.s alırsam bu TTL zımbırtısından kurmak isterim açıkçası.. :)
ne diyelim.. zaman gelsin geçsin bklm.. hayırlısı ne ise o olsun güzel bi yazıydı bence =) daha da yaz sen yaw ekipman yorumlamaya… en azından kafamda bazı şeyler beliriyor.. her ne kadar sen nikon ben canon kullansamda :P
iyi günler dilerim efem :P
January 19th, 2010 at 11:16
yazı çok güzel meren. sen ekipman yorumlarken ben de bişeyler öğreniyorum. nitekim flashtan nefret ediyorum ama işim gereği onsuz çalışamıyorum. haber fotografçılığında öyle ordan, burdan flash tut, akrobatik hareketler yap ne bileyim bi meren geçenlerde ne yazmıştı, ıııı onu şurdan yansıtırsan daha soft bir ışık elde edersin dur bi deniim ama ama başkanım! şey, hay allah kaçtı fotograf demesem daha ii olacağı için kendi portfolyoma ilave çalıştığımda söylediklerini hatırlayacağım. onun için sen ekipman yorumlamaya devam et arkadaşım…
bi soru: bazen hadi diyorlar başkanı makamında bi sanatsal çek şölee !? ışıksız, ekipmansız ööleece.. elimde 1 adet canon 1Ds mark3 ve 1 adet canon speedlite 580ex 2 var. ( ekipman sağlam;) ) 1 de ölece makamında oturan bir adet başkan. ama bende iş yok herhalde : )) neyse, flashı tavandan sektiriyorum ortamın ışığı çok güzel oluyor fakat gözleri çukurda kaldığı için karanlık çıkıyo, diye yazarken üşenmedim!? şimdi kalktım aldım ekipmanı yan masadaki arkadaşımı çektim.bi tavandan çaktırdım bide flahsı çevirdim arkamdan çaktırdım. karşılaştırdım evet sorunu artık çözdüm : )) sağol meren. sen çok yaşa!!
: )) kendi kendime sana yazarken sorunumu çözdüm. çok mutluyum.
January 20th, 2010 at 21:11
merhaba meren, aklima geldikce bakarim bloguna. aciklayici ve samimi yazilarin icin tesekkürler.
söylemeden gecemedim. sb-900-600 olduguna göre. onun üzerine sc-17 veya -28 e es deger kabloyuda almissin. simdi ise bence senin er gec alacagin siradaki ekipman bu olacaktir: SU-800 ;)
wiesbaden den selamlar
January 20th, 2010 at 21:40
Merhaba,
Eğer bir sonraki adıma geçmeye niyetlenirsem muhtemelen benim alacağım ekipman bu olacak: http://radiopopper.com/products/px-transmitter/ :)
Çok pahalı bir çözüm olduğunun farkındayım. Bu yüzden Pixel TR-331′in piyasaya çıkmasını da bekliyorum biraz. Nasılsa ne acelem ne de ihtiyacım var, kızılötesi yetiyor artıyor bile şimdilik.
Bu tip wireless çözümlere yönelince her flaş için bir reciever almak gerekiyor, bu da işi iyice pahalı ve karmaşık hale getiriyor filan, fakat kızılötesi iletişimin sebep olduğu problemleri aşamayacakken SU-800′e para vermeyi pek akıl kârı bulmuyorum açıkçası.
Wiesbaden’e sevgi, selam :)
January 21st, 2010 at 00:00
enee firata bak yeeaa:)
(koca yazidan bunu goren tip:P)
Meren yahu sen hep ekipmanlarla ilgili yaz, su gibi okuyorum hic sikilmadan:)
January 21st, 2010 at 00:20
tekrar merhaba, bencede su-800 cok pahali. bende bir yili askin bir süredir agzimin suyu akarak radiopopper’e bakar dururum. almanya da ne zaman satisa sunulacak diye. anladigim kadari ile amerikadan ismarlamak çare degilmis. kullanim frekansi farkli veya burada izni olmayan bir frekans dalgasiyla calistigindan, … . ayrica son baktigimda henüz nikon destegi de yoktu.
sözünü ettigin “pixel tr-331″ leri tanimiyordum. cok enteresan, umarim almanya dada cikar. tip olarak “pocketwizard” lari andiriyor. bilgi icin tesekkürler.
ben ise bir süredir D300 ile SB-800’ü gerektiginde 25,– EUR luk bir cin mali infrarot PT-04 ile kullaniyorum. tabii spontan cekim mümkün degil.
sevgiler, cemal atmaca
January 22nd, 2010 at 01:20
tamamdır soruyorum =)
şimdi blogtaki flaşlar ile ilgili yazını okudum.. flaş almayı düşünüyorum açıkçası.. ama 2 şeyde karar kılamadım.. http://bit.ly/70K8o1 böyle senin gibi 2 tane tepe flaşı kullanmak şemsiyesi ile mi daha iyi yoksa ?
http://bit.ly/8oUb1E böyle bi softboxlı falan filanıyla paraflaş mı kullanmak daha iyi ? eğer bi farkı yok dersen 2 tane senin gibi alıp taşıması kolay çekmesi kolay bi set hazırlanabilir.. sen olsan.. böyle kendi setinle devam mı edersin.. yok çağatay softbox falan filan.. taşıması kullanması meziyetli biraz ama öyle alırsan daha iyi mi dersin ?…
tam karar kılamıyorum.. bana öyle anlat ki istersen A4 kağıdı kadar uzun olsun okiyim anliyim =)
tşkler şimdiden ^^
January 22nd, 2010 at 04:45
Çağatay öyle bir soru sormuşsun ki nereden başlayacağımı bilemiyorum açıkçası.
Bir kere sorduğun soru birisine gidip “spor araba mı yoksa kamyon mu alsam” demeye benziyor. Böyle bir soru karşısında benim de elim kolum bağlanıyor haliyle, çünkü böyle bir soruya “yük taşıyacaksan kamyon, gezip tozacaksan araba al” demek tek ve en yaratıcı yanıt oluyor..
Yine de elde şöyle bilgiler var:
* 2 kaliteli flaştan oluşan bir seti ışık düzenleyici ek materyal (grid, gel, softbox, bouncer, light stand, snoot vs) bir araya getirmek $500 dolar ise işinde iki paraflaş olan seti bir araya getirmek $4000 tutar. Dolayısıyla para bir etken olabilir.
* Flaşlar kapalı mekânlarda ve fazla geniş olmayan açık alanlarda çekim yapmak için yeter de artar iken paraflaşların en düşük ışık şiddeti bile ihtiyaçtan fazla olabilir.
* Paraflaşlar ile güneş ile yarışabilirsin, fakat flaşlar ile çalışırken güçlü ortam ışığına karşı savaşmak gerçek anlamda yaratıcılık gerektirir.
* Flaşları taşıması kolay olur, kendi işini kendin görebilirsin, ama asistanın yoksa paraflaş setleri ile çalışman zor olur.
Ayrıca sadece paraflaşlar ya da sadece flaşlar ile çalışma zorunluluğu da yok, hibrit bir yaklaşım ile -mesela- 1 paraflaş 2-3 flaştan oluşan bir set de gayet mümkün olabilir.
Ben olsam ne yapardım? Ben olsam -her zaman yaptığım gibi- neye ihtiyacım varsa ona yönelirdim. En sonunda her şey ne yapmak istediğine, bunlara neden ihtiyacın olduğuna geliyor. Karar kılamayışının sebebi ne yapmak istediğini henüz tam olarak bilmemen bana sorarsan. Bu yüzden “spor araba mı alsam yoksa kamyon mu” mukabilinden bir soru soruyorsun, çünkü “almaya” ihtiyacın var, spor araba, kamyon filan işin teferruatı. Neyse.
Selamlar.
January 23rd, 2010 at 00:40
ya esasında bu soruyu sorma sebebim flashlar hakkında inanki hiç bi bilgiye sahip olamayışımdandır.. =) ben gerek yeri geldiğinde dış mekanda.. yeri geldiğinde iç mekanda.. en iyi sonucu alacağım tek bir ekipmanım olsun istiyorum..
senin dediğin çok doğru neye ihtiyacın varsa ona yönelme kısmı… ama aynı bende sen gibi doğal ışıktan yanayım… ve senin bu flaşlar ile aldığın iyi sonucu gördükçe sanki flaşa geçsem daha çok çeşit çıkarabileceğim.. daha iyi şeyler yapabileceğim gibisinden bir izlenim uyandırdı bende…
Ama bi büyüğe danışmak lazım denilen kısmı bu işte… taşıması kolay diyorsan tepe flaşı.. yok problem deil diosan Paraflaş almayı düşünmek.. ne bileyim.. sanki arasında hiç fark yokmuş gibi hissettirdi bana.. Sanırım.. sen benim daha iyi bu olayı anlayabilmem için 2-3 tane daha ekipman yorumu yapsan çok güzel olacak =)
Yada cidden… tam alacağım anda para kısmı ağır basacak.. ve hangisi die düşüneceğim… çok saolasın şimdiden meren bey =).. bende selam ederim.. takipteyim =)
Çağataygençay.
January 23rd, 2010 at 03:03
Çağatay, yukarıdaki cümlenle şu günlükte fotoğraf ile ilgili vermeye çalıştığım her mesajda “böyle olmayın” dediğim fotoğrafçı profili içerisine cuk diye oturan bir yaklaşım ortaya koymuşsun. Eğer buradaki ironiyi bir tek ben görüyor isem de kapatayım gideyim ben bu günlüğü.
Öyle “kimsenin siparişi ile yazı yazmam” diyecek kadar burnu büyük, kibirli bir insan olmadığımı, bilakis ziyadesiyle yufka yürek ve sevgi pıtırcığı bir şahsiyet olduğumu keşfetmiş olmana sevindim ;) Zira birisi “Meren şu konuda yazsana” dediğinde aşağıdaki iki koşuldan en az birisi sağlandığı durumda seve seve yazarım gerçekten de:
- “Yazsana denilen konu” üzerine yazmayı isteyebileceğim ve/veya bu günlüğün takipçilerinin çoğunluğunun da ilgisini çekebilecek bir konudur.
- “Yazsana diyen kişi” bu günlüğe emeği geçmiş birisidir.
Bu koşulları da göz önüne alınca bir paraflaş / flaş mukayese/inceleme yazısı için “kıfsmetse olur” diyebiliyorum ancak :)
Selamlar.
January 23rd, 2010 at 15:56
çok teşekkür ederim iyi niyetin için.. inan severek takip etmesem ne girerim nede böyle bi soru sorardım =)
Başarılar efem^^
January 23rd, 2010 at 19:09
Hem bunun için hem de anlayışın için müteşekkirim :)