Meren’in Fotoğraf Sırları

11/04/2010, 23:50

Bir takım sırlardan, hele de onları açıklayacaklarından bahseden insanların neredeyse hiçbir zaman o sırlara mazhar olmadığına dair deneyimleriniz bu yazının sonunda olsa olsa perçinlenmiş olacak. Başlığın ise karizmatik duyulmaya çalışmaktan başka bir numarası yok. Bu yazıda daha çok zaman içerisinde edindiğim teknik anlayışa dair ipuçları vereceğim, dilerim bunlar içinden üzerine düşününce “hmm” diyeceğiniz şeyler de çıkar.

Yazı içerisinde ilk önce ışıktan sonra da fotoğraftaki ışık dağılımı ile ilgili fikir veren ve neredeyse her fotoğraf makinesinde, her görüntü işleme uygulamasında bulunan histogramdan bahsedeceğim. Umuyorum bu yazı son zamanlarda bana sıkça sorulan sorulara bir yanıt teşkil edecek.

Lütfen yazı boyunca yazdıklarımın benim için o şekilde oluyor olmasının herkes için o şekilde olacağı anlamına gelmediğini göz önünde bulundurun. Bunlar tamamen kişisel tercihler ve deneyimler.

***

Fotoğraf basit gibi görünen fakat derinlerine inmek isteyeni de yarı yolda bırakmayan bir mevzu. Her fotoğraf, çeşitli derinliklerde birçok tercihin yapılmasının ardından ortaya çıkıyor. Bu tercihler bir konu seçip bu konuya dair entelektüel bir bakış açısı geliştirmek kadar soyut olabileceği gibi, “hangi lens?” sorusuna bir yanıt bulmak kadar teknik olabiliyor. Bununla beraber “hangi lens?” sorusunun yanıtı ele alınan mevzunun anlatımına dair spesifik bir duruş ortaya koyma kaygısı güdebileceği gibi, tamamen pratik nedenlere de dayanabiliyor. Bu bağlamda çekilen her fotoğraf çeken kişinin hem sanatçı hem zanaatçi bakış açılarından çeşitli miktarlarda besleniyor. Bu geniş yelpaze içerisinde Japon turistler de, James Nachtwey de, Zhou Xiaohu da, Ara Güler de bir yerlere denk geliyor. Geçen yıllar boyunca fotoğrafın üretim sürecinin neredeyse “mekanik” tabir edilebilecek adımlarında yapılan en önemli seçimler ve bu seçimlerin ortaya çıkan fotoğrafın son hali üzerinde ne kadar etkili olduklara dair şunu keşfettim:

  • Işık koşullarını seçmek ve gerekiyorsa elde olanı istendiği şekilde modifiye etmek işin yarısı.
  • Kullanılan lens ve onun kalitesi kalanın yarısı.
  • Kullanılan makine ve onun kalitesi kalanın yarısı.
  • Dijital düzenleme de geriye kalan.

Bu manifesto son derece samimi, geçen yıllarla kafamda daha da perçinmiş olan bir fikri anlatıyor. Elbette bu işin yalnızca “estetik fotoğraflar nasıl çekilir” kısmı ile ilgili. Bir avuç insan haricinde pek kimsenin umurunda değilmiş gibi görünen “anlamlı fotoğraflar nasıl çekilir” kısmı da zaten listeler ve içlerindeki maddelerin ağırlıkları ile anlatılabilecek bir şey değil.

Fotoğrafın hadisesinin tamamı, bana göre, “var olanın kesinliğine rağmen onu eğip, büküp yeniden oluşturmak” ile ilgili. Yukarıdaki maddeler için de geçerli bu. Yani ışık koşulları istendiği gibi değilse, lens bu boşluğu elbette bir miktar doldurabilir. Ya da ışık çok doğru seçilirse kullanılan fotoğraf makinesinin kalitesinin ortaya çıkacak olan üzerindeki hakimiyeti azalabilir. Ya da lens kromatik sapmaya sebep oluyorsa bu dijital düzenleme esnasında bir noktaya kadar tamir edilebilir, vesaire. Fakat ağırlıklar yaklaşık olarak yukarıdaki gibi; dolayısıyla ilk adımlardaki tercihlerinizde çuvallarsanız sonraki adımlarınızda bunu toparlamanız ya da değiştirmeniz imkansızlaşıyor bence (vizeden çok düşük not alınca finalden kaç alırsanız alın A getiremezsiniz (bunun daha doğrusu da şöyle: bir dersten A almayanların çok büyük kısmı çuvallamaya vizeden başlamışlardır (analoji bulma konusundaki kabiliyetsizliğim işleri bu noktaya kadar getirdi, evet, dersten iyi not alma örneği verdim, yanlış okumadınız))). Yıllar önce, henüz fotoğrafa dair pek daha az şey bilirken Fotokritik’te gördüklerimden sonra farkına vardığım ve orada profilime yazdığım basit bir düşünce vardı, halâ geçerliliğini koruyor:

Kötü bir fotoğraf üzerinde yapılacak dijital düzenlemeler sonucu ortaya çıkacak olan şey en iyi ihtimalle -yine- kötü bir fotoğraftır. Beğenmediğiniz fotoğrafları görüntü işleme uygulaması başında adam etmeye çalışmayın, onları insanlarla paylaşmayın. Silin onları, beğendiğiniz fotoğraflar çekin.

Ben sözümü tutuyorum ve çoğunlukla beğendiğim fotoğrafları çekiyorum; daha vizörden dahi bakmadan önce ışığını beğenmiş oluyorum. Konuya dair tercihler ve kaygılar bunun öncesinde kalmış, kompozisyon, perspektif, kadraj, pozlama gibi daha kişisel tercihler ise bunun hemen ardından gelecek oluyor. Arada kalan zaman diliminde sürekli ışığa odaklanıyorum. Beynimde, gözün baktığı yerdeki ışık farklılıklarını onarmaktaki ustalığından faydalanmayan, yılların deneyimi ile daha çok bir fotoğraf makinesi gibi düşünmeyi öğrenmiş bir öbek nöron mütemadiyen ortamdaki ışığın dağılmışlık kalitesini, ışık şiddetini, kontrastı, ışık sıcaklığını ölçerek kafamdaki histogramı güncelliyor. Beğendiğim bir şey çıktığında da çekiyorum (benimle yeterince vakit geçiren insanlar kimi zaman bir obje üzerindeki ışığa bakıp koyunların yeşil bayırlara baka baka melemesi gibi melediğimi pek iyi bilirler ;)).

Salih Bıçakçı‘nın önceki yazılardan birisine yazdığı yorumda sorduğubu renk tonlarının ve ışığın doğallığının sırrı nedir?” sorusunun ikinci kısmının yanıtı bu işte. Işığın doğal, dağınık olduğu yerleri arıyorum. Bulduğumda çekiyorum. Tonlar ise benim basit, kişisel tercihlerim. Tonlar ile ilgili bir detay ise onların ışık dağılımı müsaade ettiği ölçüde ortaya çıkabiliyor olmaları (histogram ile ilgili kısımda daha çok ortaya çıkacak bunun ne anlama geldiği)). “Peki istediğin ışıkları genellikle nerelerde buluyorsun?” diye sorabilirsiniz:

  • Güneşli günlerde ortamın geri kalanındaki sert ışık sebebi ile her yerden delice seken fotonların son derece tatlı bir denge yarattığı bina ya da duvar gölgeleri tercih ediyorum,
  • Gökyüzünü koca bir soft-box’a dönüştürerek her dalga boyunu hiç yorulmadan görmeyi sağlayan bulutlu havaları tercih ediyorum,
  • Kapalı gibi” olan mekanları seviyorum (yani ışığın bir ya da birkaç aralıktan sızdığı ve sıra dışı sayılabilecek bir atmosfer yarattığı yerleri (bu atmosferin ışık kaynağı bir oda içerisindeki iki pencere ya da iki binanın arasında yukarıya bakınca o binaların gökyüzünde yarattığı koridor olabilir örneğin),
  • Doğru zamanda dışarıda olup ışığın istediğim sıcaklıklarını yakalıyorum.

Tüm bunlar elbette benim naçizane tercihlerim. Her zaman da olmuyorlar. Kimi zaman konu ile ilgili kaygılar fotoğrafın estetiği ile ilgili kaygılarımın önüne geçebiliyor, fotoğraf çekerken ışık koşullarına dair bir söz söylemem söz konusu bile olmuyor, kimi zaman da sırf ışık yüzünden ve ışık uğruna fotoğraf çekilebiliyorum. Kimi zaman ışık kalitesi genel olarak istediğim gibi olmasa da kadrajı ona göre seçip ışığın yerel olarak kaliteli olduğu kesitleri seçip çıkarma yoluna gidiyorum, kimi zaman ise ortamın merhametsiz ışığını elimden geldiğince yola getirmeye çalışıyorum. Kanımın son damlasına kadar savaşıyorum yani, “eh bu kadar oldu, kalanı da bilgisayar başında” demiyorum. Bu böyle. Uzatıp kendimi tekrar etmeyeyim (insan yaşlandıkça o yönde bir eğilim böyle soldan soldan geliyor yalnız, onu da fark ediyorum yani). Biraz da histogram mevzusuna değineyim.

***

Histogram, hemen her dijital fotoğraf makinesinde, aklınıza gelebilecek neredeyse her görüntü işleme uygulamasında bulunan çok basit bir fonksiyon. Gösterdiği şey ise fotoğraftaki ışık şiddetinin dağılımı. Bunu da “simsiyah” ile “bembeyaz” aralığını koyudan açığa doğru 256 gölgeye böldükten sonra bu gölge skaladasındaki her bir tona, fotoğraf içerisindeki kaç pikselin denk düştüğünü hesaplayarak yapıyor. Sonucunda Y ekseni piksel sayısı, X ekseni ise simsiyahtan bembeyaza doğru 256 adet gölge olan bir grafik çıkıyor. Eğer bu söylediklerimi güzelce okuduysanız az sonra örneklere bakarken her şeyin yerli yerine oturması lazım, fakat yine de iyice pekiştireceğini umduğum bir iki şey daha söyleyeyim:

  • Eğer fotoğraf tek bir pikselden oluşuyor olsa idi ve bu piksel de siyah olsa idi bu fotoğrafın histogramı en sola dayalı, bir uzunluğunda bir bardan ibaret olurdu.
  • Eğer o piksel beyaz olsa idi bu fotoğrafın histogramı en sağa dayalı, bir uzunluğunda bir bardan ibaret olurdu.
  • Eğer o piksel gri olsa idi bu fotoğrafın histogramı ortalarda bir yerde, bir uzunluğunda bir bardan ibaret olurdu.

Bir fotoğrafı çektikten sonra dijital fotoğraf makineniz veya görüntü işleme uygulamanız ile histograma göz atabilirsiniz. Aşağıdaki örnekler bir fotoğraf makinesinden ya da bir görüntü işleme uygulamasından değil, fakat sizin göreceğiniz şeyler de aşağı yukarı bunlara benzer olacak. Örnekleri hazırlarken tek tek ekran çıktıları alıp fotoğrafların altına eklememek için, kendisine parametre olarak gönderilen 800 piksellik bir fotoğrafın altına onun histogramını hesapladıktan sonra ekleyen küçük bir program yazdım(kodu da burada: http://codepad.org/DcGnkLBC (bunun ne olduğuna dair hiçbir fikriniz yoksa boş verin, ihtiyacı olan birileri çıkar belki diye çöpe gideceğine bir yerde dursun istedim)).

Bir fotoğrafın histogramına baktığınız zaman görmek istediğiniz şey çoğunlukla ortalaması X ekseninin ortalarında bir yerlerde olan bir çan eğrisi oluyor. Fakat elbette bunun ne kadar ezber bir yaklaşım olduğunu zamanla öğreniyorsunuz. “Histogramın şöyle görünmesi gerekir” diyenlerin, “fotoğraftaki objelerin yerleşimi üçte bir kuralına uymalıdır” diyenlerden pek bir farkı yok. Fakat bilmekte sakınca da yok, sonuçta bu tip öğretilerin ezber olduğunu ezberlemek de en az onların kendilerini ezberlemek kadar verimsiz.

Aşağıdaki fotoğraf çok eskilerden çektiğim bir fotoğraf, histogramına, yani ışık şiddeti dağılımına baktığım zaman herkesin görmeyi çok istediği çan eğrisine pek güzel uyduğunu gördüm (bir de eskiden ne kadar yalnız hissedermişim onu gördüm (kikirt)):

Bununla beraber ben yukarıdaki gibi harika çan eğrisi dağılımlarından ziyade daha düz, ışık şiddetinin daha eşit bir şekilde tüm skalaya dağıldığı ışık koşullarını seçmeyi daha çok seviyorum:

Yukarıdaki gibi bir dağılım bulması pek kolay olan bir dağılım değil. Pozlamayı doğru yapmak gerekiyor en başta (pozlama değerleri zamanla oturuyor insanın kafasında). Ortamdaki ışık miktarı kadar seçilen kadrajın da pozlama değerinde ve dolayısıyla ışık dağılımında etkisi var tabi. Bu tip nispeten düz ve eşit dağılımlar asal sayılar gibi geliyor bana hep, gördüğüm zaman “aah ah” diyorum.

Örneğin renkli fotoğraflarda bu tür eşit dağılımlar tonların tüm güçleri ile ortaya çıkmasına vesile oluyor. İnsan gözü ile bakıldığı zaman görülemeyen ve fotoğrafı çekildiğinde neredeyse sentetik gelecek kadar huzur verici olan bu dengeyi yakalamak için histograma çektikten sonra değil, çekmeden önce bakmak lazım (bunun da iki yolu var, ya gördüğünüz her yerin fotoğrafını çekip ekrandan histograma göz atmalısınız, ya da bu mevzuya birkaç nöron tahsis edip bu işi içeride, görme işinin bir parçası haline getirmelisiniz (ilk kısımda anlatmaya çalıştığım biraz da bu idi: doğal ışık ile çalışmayı seviyorsanız ışık dağılımındaki kaliteyi fark edip onu doğru bir şekilde kaydetmek için uygun ışığı arıyor olmak gerekli)):

Tabi yukarıdaki eşit dağılımlar yaklaşımım en fazla herkesin en doğrusu olduğunu iddia ettiği çan eğrisi dağılımı kadar standart. Örneğin siyah beyaz fotoğraflar çekerken, yani ortamı siyah beyaz görürken, anlatımın en önemli boyutu ışığın dalga boyu değil tanecik özelliği oluveriyor. Böyle durumlarda canım low-key ya da high-key fotoğraflar çekmek de isteyebiliyor (son zamanlarda çok fazla istemiyor, o ayrı). Çok sevdiğim eski iki fotoğraftan low-key ve high-key örnekleri:

Peki. Şu ana kadar şunları iddia ettim:

  • Histogram çan eğrisi davranışı sergilediğinde tonal dağılım insan gözünün alışkın olduğu, beklediği dağılıma yakınlaşıyor. Fotoğraf da aynen o biçim oluyor (zaten herkes de fotoğrafları o biçim olsun istiyor görünüyor).
  • Histogram ton skalası boyunca tanjantı küçük iniş ya da çıkışlarla seyrediyor ve her ton için yaklaşık değerler veriyorsa fotoğrafta garip bir huzur, doğal olmayan bir doğallık oluyor (külliyen Meren’in uydurması, o biçim olmayan fotoğraflar için bire bir).
  • Histogram bir fotoğrafın soluna yığılmışsa fotoğraf low-key, sağına yığılmışsa high-key oluyor (anlatımın halet-i ruhiyesine istinaden anlam katabiliyor).

Geriye bir tek histogramın hem en sağ hem en solda yoğunluk gösterdiği, ortada ise meydanın bir nebze boş kaldığı uç kalıyor, onlar da ışığın şiddetinin uçlarda olduğu, yüksek kontrastlı fotoğraflara denk geliyor (aşağıdaki histogramda çok belli değil fakat en sağ ve en solda kalın, uzun çizgiler var (gökyüzü ve sudaki yansımalar en sağda, ağacın siluetleri ise en solda, zaten geriye de çok fazla bir şey kalmıyor fotoğraf içinde, bu yüzden orta değerlere sahip ekstrem olmayan piksel sayısı nispeten düşük)):

Bu arada yukarıdaki fotoğraf ile aşağıdaki fotoğrafları hızla bir karşılaştırın. Yukarıdaki fotoğrafta tonların ve ışığın huzurlu dağılımının yerini karşıtlık almış durumda. İşte tam da bu yüzden en başta yazdığım manifestonun ilk maddesi çok önemli. Çünkü yukarıdaki fotoğrafın tonal zenginliğini aşağıdaki fotoğraflara, aşağıdaki fotoğrafların karşıtlığını ise yukarıdaki fotoğrafa dönüştürmek mümkün değil.

Aşağıdaki fotoğrafların histogramlarına baktığınızda ikisinin birbirine çok benzer olduğunu, hatta neredeyse simetrik olduklarını görebilirsiniz (simetrikliğin sebebi ise ilk fotoğrafta koyu, ikinci fotoğrafta ise açık tonların ağırlıkta olması ve renk sıcaklıklarının farklı olması (birisi akşam üzeri, diğeri öğlen çekilmişti)).

Bu iki fotoğrafı (ve bir alttaki fotoğrafı da) ilk kısımda bahsettiğim, “sevdiğim ışık koşullarını nerelerde bulduğum” sorusuna verdiğim yanıttaki kapalı gibi olan ve ışığın sıradışı sayılabilecek bir atmosfer yarattığı mekânlara örnek olmaları için seçtim. Fotoğraflar farklı makineler ve farklı lensler ile yaklaşık bir yıl ara ile çekilmişler. Fakat fotoğraflardaki gölgeler ve kontrast arasındaki benzerliği kolayca fark edebilirsiniz.

Aşağıdaki fotoğrafta bulutlar gökyüzünü kocaman bir soft-box’a çevirmiş durumda. Bu fotoğrafta gölge olmasını beklediğiniz yerde aslında hiç gölge olmamasına dikkat edin (histograma bakarsanız yukarıda sevdiğimi, gözümün seçtiğin söylediğim dağılıma sahip olduğunu da görebilirsiniz (bu arada elbette ben bunları çektikten sonra histograma bakıp “aa işte bu aradığım histogram” demiyorum, daha çok ben genellikle bu ışık koşullarını arıyorum, histogramlar arasındaki benzerlik de oradan geliyor)):

Bunları da bildiğiniz öylesine koydum. Göz atıp histogram mevzusunu daha iyi kavramak için kullanabilirsiniz.

Özetle ben bir fotoğrafçı olarak ışığı görmeyi, onu arayıp bulmayı seviyorum. Estetik kaygılarımın çok büyük kısmını, neyin fotoğrafını neden çekeceğime, hatta hangi lens ve fotoğraf makinesi ile çekeceğim karar vermiş olduğum an ile vizörden bakara perspektif, kompozisyon ve kadrajı ayarladığım an arasındaki zaman diliminde arıyorum. Örneğin son zamanlarda nesnelerin gölgelerinin kaybolduğu ışık koşullarından keyif alıyorum, çünkü projesiz, yeteneksiz bir fotoğrafçı hayatı yaşıyorum, bu dönem estetik tercihlerimden birisi bu yönde. Fakat bu değiştiğinde işimi yine ışık ile görmeye devam edeceğim. İşin teknik kısmına nasıl yaklaştığıma dair sırlarım bunlar.

Karışık anlattığımın farkındayım. Birçoğunuzun bildiği şeylerden bahsetmiş de olabilirim. Bu yazıya “iyi de fotoşapı açınca neye basıyon onu bi de? saçüreyşın kaç? kontras kaç?” diyenlerin denk geleceğini de biliyorum (onlar bazen bana e-posta atıyorlar, “ama mevzu o değil, böyle böyle şeyler var” diye yanıt yazdığımda hakaret dolu yanıtlar yazarak hayatıma renk katıyorlar). Fakat yazının başında dediğim gibi, dilerim bir kısmınız “hmm” demesine sebep olacak şeylere denk gelmiştir.

Tags: , ,


“Meren’in Fotoğraf Sırları” için 37 yorum yapılmış.

  1. Eren Türkay

    Elinize sağlık efem. Durumu “İnsan gözü ile bakıldığı zaman görülemeyen ve fotoğrafı çekildiğinde neredeyse sentetik gelecek kadar huzur verici olan bu dengeyi yakalamak için histograma çektikten sonra değil, çekmeden önce bakmak lazım …” paragrafı özetlemiş. Sanırım uzun zaman denemeler yapıp, çalışıp, beyine native olarak histogram implement etmek gerek :) O bakış açışı ne kadar zamanda kazanılır, kazanılabilir mi bilmiyorum tabi.

  2. Eren

    Histogramın en çok işe yaradığı yer aslında rötuş aşamasıymış ben onu öğrendim (birazdan vereceğim örneğin dışında). Hatta histograma bakmadan kontrast ve parlaklıkla fütursuzca oynadığım günleri düşünüp pis pis sırıtır oldum o halime. Vereceğim örnek ise histogramın fotoğraf çekilmeden önce de yararlı olduğu istisnai durumlar (daha doğrusu makineler) ile ilgili. http://www.usa.canon.com/dlc/controller?act=GetArticleAct&articleID=1766 şu bağlantıda görülebileceği üzere Canon (en azından liveview modunda) live histogram denen bir özelliğe sahip ki Nikon’a karşı büyük bir üstünlük olduğunu düşünüyorum Nikon kullanmama ve gayet memnun olmama rağmen. Belki başka markalar da eklemiştir bu özelliği ama Nikon’da henüz denk gelmedim. Bu kadar gelişmiş teknolojilerin kullanıldığı makinelere şu özelliği hala ekleyemeyen zihniyeti de tebrik ediyorum ayrıca. (Liveview değil de vizör kullanırken böyle bir özelliğin olabilmesi ise henüz mümkün değil gibi. Malum fotoğraf çekilene kadar sensöre veri gitmiyor, histogram da çizilemiyor.)

    Bu arada Duygu’nun kitap okuduğu resimdeki histogram Duygu’nun şeklini almış dedim, çocukça eğlendim kendi kendime :)

  3. Yalçın Aydın

    Çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık ;)
    Python kodu da iyiymiş, öğrenesim geldi :)

  4. Kaan CEYHAN

    Yazı da en sevdiğim kısım

    Örnekleri hazırlarken tek tek ekran çıktıları alıp fotoğrafların altına eklememek için, kendisine parametre olarak gönderilen 800 piksellik bir fotoğrafın altına onun histogramını hesapladıktan sonra ekleyen küçük bir program yazdım.
     

  5. sinem

    heyoooo söz verdiğin yazıyı yazmışsın. kendi adıma çok sevindim. allah  seni inandırsın murat iki kere okudum :)anlamış mıyım çekip görmek lazım :) bu arada seviyorum burayı. ve öğreten adam modunu. sen yazmaktan sıkılmazsan daha çok soru var kafamda ışık ve fotoğrafla alakalı.  (ışık olayını kafamda iyice oturtmadan fotoğraf çekemicem galiba ben)  2. fotoğrafı çekerken (siyah/beyaz karlı olan) ne kadar pozlama yaptın ve tripod kullandın mı? son olarak yazdığın o kodu kendi bilgisayımıza da kullanabilir miyiz desem pis pis sırıtır mısın acaba diye meraklandım bak şimdi. 

  6. A. Murat Eren

    Sevgili Sinem,

    ışık olayını kafamda iyice oturtmadan fotoğraf çekemicem galiba ben

    Aslında ışık olayının kafada oturması Eren Türkay’ın yazdığı yorumda dile getirdiği gibi denemeler yaparak mümkün olabiliyor bence. Orada bir nüans var. İnsan bu konularda çok fazla düşündüğü zaman fotoğraf çekemiyor. Etrafındakiler çektiği fotoğraflarla fazlasıyla tatmin oluyor gibi göründüklerinde bu konularda hiç düşünmüyor. Ne fotoğraf filozofu ne de şipşak fotoğrafçısı olmak lazım bence :) Bu yüzden ışık olayı kafanda oturmadan da fotoğraf çekmelisin bence.

    2. fotoğrafı çekerkenki ayarlarım nelerdi hatırlamıyorum açıkçası. Tripod ise hiç kullanmıyorum.

    son olarak yazdığın o kodu kendi bilgisayımıza da kullanabilir miyiz desem pis pis sırıtır mısın acaba diye meraklandım bak şimdi

    İsteyen istediği yerde kullanabilir :) Fakat öncelikle sisteme Python yorumlayıcısının kurulması, ardından da standart Python dağıtımı ile beraber gelmeyen PIL, matplotlib ve pylab kütüphanelerinin kurulması gerekiyor. Daha fazlası gerekmediği için son kullanıcıların rahatça kullanabilecekleri bir şeyden ziyade programlamadan anlayanlara hitap edecek ilkellikte oldu.

    Eren,

    Bu arada Duygu’nun kitap okuduğu resimdeki histogram Duygu’nun şeklini almış dedim, çocukça eğlendim kendi kendime :)

    Bunu 2 kişiden duydum. Oysa benim hiç dikkatimi çekmemişti :) Güzel denk gelmiş hakikaten. Histogramı fotoğrafı andıran fotoğraflar çekme yarışması olsa mesela. Obfuscated C Contest gibi..

    Selamlar.

  7. Gökhan

    çok güzel bir yazı. bir de bir sorum var: fotoğraf depolama-yedekleme işini nasıl yapıyorsunuz? bilgisayarda ve internet üzerinde neleri tavsiye edersiniz ? şimdiden teşkür ederim :)

  8. Uygar Mitat

    Yazının ortalarında hiç birşey bilmediğimi, sonunda ise yeni şeyler öğrendiğimi fark ettim.
    Teşekkürler :)

  9. arpat

    bu histogramlardaki dagilimla aklimin fotografi yakalama hizi arasinda sanki cok belirgin bi ters iliski var.. dagilim daha uniform oldukca, gozum daha cok geziniyor fotografta, tutunabilecek daha fazla nokta buluyor.. yani boyle uniform histogramli bi fotograf aklimi daha cok ugrastiriyor.. ama bu kotu birsey degil tabii ki.. fotografin gorsel degerini belirleyen sonucta icerigi ve sunumu arasindaki ahenk.. sadece, gozum tembelken can egrisini tercih ediyor.. onu farkettim seni yazini okurken.. eline saglik!

  10. nurettin altındağ

    Selamlar;

    Ben blogunuzu yeni keşfettim,fotoğraflarınızı izledim.Bu yazı da çok güzel.Benim kendi adıma ‘hmm’ diye aldığım yer-herkes histogram olayına yoğunlaşmış-son 1 aydır falan düşündüğüm keşke yanılıyor olsam dediğim ve sizin özellikle modellerle olan çalışmalarınıza baktıktan sonra galiba öyleymiş dediğim-biraz daha sabır açıklayacağım-ve en sonunda bu yazıda yazmış olduğunuz ışıktan sonra gelen maddeler:((O maddeleri okuduktan sonra içimde acı gerçeği öğrendikten sonra ama napalım en azından doğrusunu öğrendim dediğim lens ve makina olayı.Yani model çalışmalarınıza baktıktan sonra özellikle’ tamam ışık falan da güzel ama ben bi nikon d80  kit lensi 18-135′le bu kaliteyi ölsem yakalayamam’ diye düşünürken bu yazıyı okumak iyi geldi(kalanın yarısı maddeleri.)Yani para haracamak gerek anlaşılan:)İlk etapta herhalde 28-70 f:2,8 gerekecek standart olarak.Sonrasına bakacağız.Yazıdan yanlış bişeyler çıkarıyosam uyarın ltfn.

    teşekkürler..
     

  11. A. Murat Eren

    Nurettin Altındağ,

    Yani para haracamak gerek anlaşılan:)

    Yazıdan yanlış bir şeyler çıkarıyorsam uyarın” demişsiniz, o yüzden hemen uyarmak, hatta bunu da bir alıntı ile yapmak istedim :) (dilerseniz o yazıya da bir göz atıp orada yazanlar ile burada yazanları harmanlayıp düşüncelerinizi yeniden gözden geçirmek istersiniz (“alacağım” diyorsanız da alın tabi, ağanın eli tutulmaz, fakat ben kimseyi yeni bir şey almaya sevk etmek istemiyorum, çünkü bu yazıda sadece onun üzerinde duruluyor olsa da “kalite” bir fotoğrafın en önemli bileşeni değil, hatta belki de en önemsiz bileşeni)):

    “O bir sonraki hedefiniz olan ekipmanı satın almaya odaklanmak, aslında sahip olduklarınızla da harika işler çıkarabiliyor olmanız gerektiği fikrini kabul etmekten çok daha kolaydır. Bir şeyler satın almak pratik ve pahalı bir avuntudur. Elinizdeki araçları tutarlı ve verimli bir şekilde kullanmayı öğrenene kadar tek bir kuruş harcamamalısınız. Sadece elinizdeki ekipmanı “aştığınızda” ve ekipmanınız sizi sınırlamaya başladığında yeni bir ekipman için para harcayın (gerçekten, satın alacağınız ve bir anda o yapamadığınız harika işleri yapmaya başlayacağınız bir lens ya da fotoğraf makinesi -çoğu durumda- aslında yok (hatta kimi durumlarda yeni bir fotoğraf makinesi satın almak önceden yaptığınız harika işleri artık yapamaz hale gelmenize bile sebep olabilir (en nihayetinde, bu mütemadiyen satın alma eğilimi en fazla henüz oturmamış bir temele kat çıkmak kadar sağlıklı olabilir bence))).”, Fotoğrafçılara Tavsiyeler.

    Selamlar.

  12. nurettin altındağ

    selamlar,
    tabi anlıyorum vermek istediğiniz mesajı,ben sanırım ilk yorumumda sesli düşündüklerimi yazdım,ben 1,5 sendir fotoğraf çekiyorum,geçenlerde 50mm.f:1,8′i kullanma şansım oldu,hakikaten bambaşka,tamam onunla da sonuçta kötü işler elde edbilirsiniz ama diğer koşullar iyiyse lesn kalitesi su götürmez bir gerçek.Demek ki kiti elden çıkarmak lazım diye düşünürken sizin şu yorumunuz:

    Işık koşullarını seçmek ve gerekiyorsa elde olanı istendiği şekilde modifiye etmek işin yarısı.
    Kullanılan lens ve onun kalitesi kalanın yarısı.
    Kullanılan makine ve onun kalitesi kalanın yarısı.
    Dijital düzenleme de geriye kalan.

    düşüncelerimi destekler nitelikteydi.Yani söylediğiniz gbi sanırım istediğim şeylere ulaşmak için kit lens artık sınırlıyor beni.Siz yönlendirmediniz tamam rahat olun:)benim düşüncelerimi destekleyen bi kaç satır buldum yazıda..
    selamlar..

     

  13. apistogramma

    İnsanların birşeyler görüp o şeylerden kendilerinin de yapmak istemesi ,özgünlük denen şeyi körelttiği gibi , fotoğraf  izleyicisini de dar bir aralıkta sıralanmış görüntülere bakmaya zorluyor. Yani örneğin meren ‘in fotoğraflarında kendine özgü bir ışık seçimi ve belki de bilgisayarda sağa sola birkaç tık atlayarak elde ettiği renk , kontrast gibi seçimleri var. Şimdi bu fotoğraflara bakıp da “bunlardan ben de istiyorum” demek sadece fotoğrafa yeni başlayanlarca söylendiğinde kabul edilebilir birşey. Aksi takdirde olay, meren’in ya da beğendiğiniz başka bir fotoğrafçının işlerine bu anlamda benzeyebilmek için onlardan adeta  photoshop action’ları istemek gibi oluyor:)

    Eğer meren’in verdiği yüzdeleri kabul edecek olursak, orda ilk sırayı yüzde elli ile “ışık” diye epey önemli bir etken alıyor. Ve insanlar daha bu yüzde elliyi anlayamadan, meren’in yüzde yirmibeş ve yüzde oniki buçuk verdiği ekipman ve dijital düzenlemeye dalıveriyorlar. Biliyoruz ki kit objektif  ile elle tutulur birşeyler üretmeden yeni ve pahalı bir objektife geçen, ve meren’in bahsettiği ekipmanın sınırlarını zorlamanın yakınından dahi geçmeyenler, muhtemelen yine elle tutulur bir üretim yapamayacaktır.

    Aslında meren de sahip olduğu fotografik anlatımı elbette başka fotoğrafçılara bakarak ortaya çıkardı.  Bu bakımdan özgünlük, etkilenimlerini ,bakana ne kadar az  farkettirdiğinle alakalı, yani fotografik ve diğer her tür birikimleri ne derece iyi öğütüp kendine ait birşeye dönüştürdüğünle.

    Fotoğrafın kendisinden uzaklaştıran her türlü ekipman fetişizmi ve gereksiz harcama, bizi iyi fotoğrafçı değil iyi müşteri yapıyor. Bu bloğun ekipman ve düzenleme konularındaki en önemli artısı ise , sadece ekipmanın özelliklerinden bahsetmekle kalmaması, o özellikleri kullanarak kendine ait gerçek fotoğraflar çekmesi, böylece o fetişizmden kurtulması. Falan filan.
     
     
     

  14. nurettin altındağ

    apistogramma;
    olaya iyi niyetli yaklaşıp yukarıda yazdıklarınızın bana yanıt niteliğinde değil de fotoğrafçılık adına genel görüşler olduğuna inanıyorum.Herkesin kendi macerası dediğimiz bir yol,bunları okuyup daha yeni başlayanlar etkilenebilir,belki meren’e forum altında değil de özelden yazmalıydım.Anafikir sadece şuydu,kit lenslerle diğerleri arasında bariz fark olduğu,kendi adıma lens yatırımı yapmamın zamanı geldiği şeklindeydi.Meren’in fotoğraflarına bakıp ‘ben de onlardan istiyorum’ gbi nereden ve nasıl çıktığı anlaşılmayan bir yorum yapmışsınız.Hergün yüzlerce fotoğraf izliyoruz ki yanlış birşey de değil.Sanırım yukarıda yazdıklarımı yanlış algıladınız.Neyse uzatıp formu kirletmeyelim.

  15. A. Murat Eren

    Bence iyi niyetle yaklaşmakla iyi yapmışsınız (zira bir önceki yorumunuz sizin apistogramma’nın hedef aldığı kitle içerisinde olmadığınızı iyice netleştiriyor). Kendisi gerekli görürse yanıt yazar zaten, fakat bu genel özetten ötürü kendisine teşekkür etmek istedim.

    Bu arada histogram mevzularına dönüp birkaç şey söylemek istiyorum. Arpat’ın yazdığı yorumda çok kritik bir şey var bence. Şöyle demiş:

    dagilim daha uniform oldukca, gozum daha cok geziniyor fotografta, tutunabilecek daha fazla nokta buluyor.

    Müthiş bir tespit bu. Ben de üzerine düşününce hak verdim. Zira dağılımın dengeli olmadığı durumda ya çok karanlık ya da çok aydınlık bölgeler oluyor fotoğraflarda (bkz yukarıdaki yüksek kontrastlı fotoğraf). Daha sonra da aklıma aşağıdakiler geldi.

    Şimdi zihin jimnastiği yapıyorum: bir fotoğraf karesindeki her şeyi “görülmesi için orada olanlar” ve “görülmesi gerekenlere yönlendiren alanlar” şeklinde ikiye ayırıyorum diyelim. Dengeli histogram dağılımlarında “görülmesi için orada olanlar” çok daha belirgin ve fotoğrafın geniş bir kısmını kaplıyor, high-key, low-key ya da yüksek karşıtlıklı histogramlarda ise “görülmesi gerekenlere yönlendiren alanlar” daha fazla yer kaplıyor (diğer bir değişle ilkinde fotoğraf gücünü Barthes’in Studium’undan alırken ikincisine doğru ilerledikçe fotoğrafın geometrik bileşenleri anlatım açısından önem kazanacağından fotoğraf gücünü Barthes’in Punctum’undan almaya doğru ilerliyor da denebilir belki (daha güzel örneklerle pekiştirilebilir bir şey bence (hatta histogram değerleri üzerinde Simpson’s diversity index (ya da shannon entropy) çalıştırıp fotoğrafları anlatım şekillerine göre sınıflayabiliriz bile :p (dur ben bir grant başvurusu hazırlayayım)))). Birisi diğerinden daha iyi ya da kötü diye değil de, iki farklı anlatım şekli olarak değişik bir yaklaşım olarak ele alınabilir. Dengeli histogramlarda görülecek daha çok şey var, yüksek karşıtlığa kaydıkça fotoğrafçının neyi görmemizi istediği daha “intuitive” bir şekilde algılayabileceğimiz noktaya doğru ilerliyor sanki. Bilmem anlaşılıyor mu nereye gitmeye çalıştığım. Daha iyi isimler bulduğumda geri geleceğim bu konuya :)

    Selamlar.

  16. apistogramma

    nurettin altındağ,

    İyi niyetli yaklaşımınız için teşekkür ederim:)

    meren,  başarılı fotoğraflarda belli bir histogram yapısı olduğunu düşünen adamlar yüzünden histograma olan ilgim çok yüzeyseldi. Ama şimdi senin zihin jimnastiğinden yola çıkarak fotoğrafların histogramlarını incelemekteyim:)  Renkli fotoğraflara çizdirdiğin histogramlar aslında RGB histogramlarının ortalaması mı oluyor? Değilse de ne oluyor? :)

  17. A. Murat Eren

    başarılı fotoğraflarda belli bir histogram yapısı olduğunu düşünen adamlar yüzünden histograma olan ilgim çok yüzeyseldi.

    Tahmin edebiliyorum. Her işin doğrusundan bahsedenlerden hiç hazzetmem (yazdıklarımın da öyle duyulmaması için hususi çaba harcıyorum (insanların gözünde o duruma düşmekten çok korkarım da :))).

    Renkli fotoğraflara çizdirdiğin histogramlar aslında RGB histogramlarının ortalaması mı oluyor?

    Her fotoğrafı luminance’a göre siyah beyaza çevirerek alıyorum gri aralıklarına düşen piksel sayılarını. Renkli fotoğraflar da arada siyah beyaz muamelesi görmüş oluyorlar.

  18. Aziz Saltık

    Fotoğrafla ve özellikle sualtı fotoğrafıyla uğraşmaya başladıktan sonra ilk farkettiğim şey konuşma fırsatı bulduğum “büyük usta” ların neredeyse hiç birinin soru sorulduğunda “tam doğru” yu söylememesi olmuştu. Tıpkı yemek tariflerini sır gibi saklayan ustalar gibi hep bir şey ya da şeyler eksik.

    Söyleneni uygulayınca çıkan sonuç aynı olmadığı için de hayal kırıklığı yaratıyordu dolayısıyla. Ondan sonra bildiklerimi hep eksiksiz aktarmaya çalıştım insanlara, bu yazıyı da diğerleri gibi keyifle okudum. (Histogramı çıkaracak bir program yazma kısmını ise kıskanmadım desem yalan olur) çok faydalı olacağına da eminim okuyanlara. Böyle şeyleri yazarak fotoğrafçılığı esoterik bir şey bir nevi “dark art” olmaktan çıkarabiliriz.  Bu manada sualtı fotoğrafçılığı için de çok çok iyi bir kaynak http://www.uwphotographyguide.com/ tariflerinde bilgi saklamayanlardan :)

    Teşekkürler, Selamlar.

  19. Özgür Tekinşen

    Selam Meren,

    Ben konuyla az çok alakalı başka birşey sormak istiyorum. Monitor kalibrasyonu (renk ve kontrast) ile ilgili nasıl bir yöntem izliyorsun? Bu da benim hala içinden tam olarak çıkamadığım bir konudur. Çünkü histogram, istediğimiz gibi olsa bile monitör kalibrasyonumuz bozuksa fotoğrafı işlerken kontrast, parlaklık veya renk sıcaklıklarını yanlış ayarlamak olası. En feciside kendi monitörümüzde müthiş gördüğümüzü aslında herkesin aşırı doygun veya kontrast görmesi.

  20. Riggs

    Abi pek bir muhendis kafasi olmus bu historam hadisesine yaklasimin. Senin tek bir mevzuyu ele alip onunla ilerlemedigini anlayabiliyorum, uzun suredir yazip cizdiklerini okuyorum lakin su postu kendine temel alip ‘offsss simdi nefis seyler cekerim hmm demek buymusss”diyecek bir suru wannabe yi de istenedeb etkileyeceksin gibi geliyor bana. Neyi neden cektigini sorgulamayan, isigi suzemeyen suzmek icin hic bir caba gostermeyen adam histogram okusa ne olur okumasa ne olur, hicbir sey kacirmiyor zaten. Eskiden histogram mi vardi?
    ^^

  21. A. Murat Eren

    Riggs:

    Abi pek bir muhendis kafasi olmus bu historam hadisesine yaklasimin.

    Haklısın, ne diyeyim :) Lakin fotoğrafın çeşit çeşit bileşenleri var (hemen her şey gibi). Mühendis kafası ile irdelendiğinde keyifli ve anlamlı olan yerleri var, estetik ve sanatsal bir duruş bekleyen yerleri var, sosyal sorumlulukla ya da hayata dair vizyon ile içinden çıkılabilecek yerleri var, vesaire. Sadece “zaman içerisinde edindiğim teknik anlayışa dair” şeylerden bahsettiğimi, işin yalnızca “estetik fotoğraflar nasıl çekilir” kısmına dair düşüncelerimi yazdığımı yazı içerisinde zaten dile getirdim. Bahsettiğin, fotoğrafa yeni başlamış ya da fotoğrafla ona dair bir vizyon geliştirmeye değer görmeyecek seviyede ilgilenenlerin o türde bir heyecan içine girmesi için ortalık “en güzel HDR fotoğraflar nasıl çekilir“, “en güzel portre fotoğrafı için 5 vazgeçilmez kural“, “almadığınız taktirde hiçbir halt çekemeyeceğiniz en deli 7 fotoğraf makinesi“, “en kudretli 4 fotoşap efekti” türünden yazılarla kaynıyor. Hem Türkçe hem İngilizce. Benim burada bahsettiğim histograma sıra gelmez o kadar materyal içerisinde :)

    Fakat benim bahsettiğim histogram mevzusu fotoğrafın mühendis kafası ile değerlendirildiğinde keyif veren kısımlarına dair düşünmeyi sevenler tarafından tartılıp biçilebilir :) Diyeceğim o ki, wannabe’ler bunca uyarıya rağmen etkileneceklerse, onları etkileyecek daha bir sürü şey var bunlara gelene kadar.

    Özgür Tekinşen:

    Monitor kalibrasyonu (renk ve kontrast) ile ilgili nasıl bir yöntem izliyorsun?

    Açıkçası gidip Google’a “gray scale” yazıp, skaladaki her tonu görebilip göremediğime bakıyorum. Yeni bir monitör aldığımda ise ilk fırsatta o monitörden bakıp print ettiğim fotoğraflara bakıyorum büyük bir sapma var mı diye. Çok ilkel ve verimsiz bir yöntem olduğunu biliyorum, fakat beni idare ediyor :/

    Bu arada Aziz hocam, http://www.uwphotographyguide.com/ müthiş imiş gerçekten.

  22. Aziz Saltık

    Eheh evet özellikle süpermakro ile ilgili Kerri Wilk’in gospelini tekrar tekrar okuyorum, böyle genç adamlar sualtında böyle acaip işler yapınca (snoot photography gibi wet diopters gibi ) önce kıskançlıktan yeşerip sonra hmmm diyorum. Bu arada bence kompozisyon konusunda da bir şeyler yazmalısınız. Mesela ben bazı fotoğraflarınızdaki (New Orleans’da kar örneğin) geometrik öğeleri ve kadrajın doluğunu çok beğeniyorum. Sadeliği de öyle bazılarının yalın ve hoş. Neyse hiç uyumadığım bir hastane refakat nöbeti sonrasında kafamı daha fazla toparlayamıyorum özür dilerim.
     Selam ve Sevgilerimle.

  23. A. Murat Eren

    Aziz Saltık:

    Bu arada bence kompozisyon konusunda da bir şeyler yazmalısınız.

    Teknik konularda yazmak nispeten daha kolay geliyor bana. İçinde kişisel bir şeylerin olduğu garanti olan kompozisyon gibi bir konuda ahkâm keser duruma düşmekten korkuyorum sanırım. Sonuçta, bence kompozisyonun doğru olanı yok. İnsanların beğenilerinin bir çan eğrisi var, uçlarda olmak da ortaya denk gelmek kadar normal.

    Şimdi aklıma geldi baktım bir koşu, günlükteki taslaklar arasında şu var: “Fotoğrafta Hurafeler: Kompozisyon Kuralları” :) “Şöyle yapmak neden doğrudur” yerine -kaçak güreşip- “neden şunları yapmanın doğru olduğunu iddia etmek yanlıştır” tarafından olaya yaklaşmayı düşünüyormuşum :p

    Selam, sevgi.

  24. Salih Bıçakcı

    Sevgili Meren,
    Bu yazı için çok teşekkür ederim. Bu yazıyı yazmayı vadettiğinde Histogram konusunu yazacağını tahmin etmiştim. Sanırım bunu kullanabilmek yavaş yavaş gelişecek bir nitelik. Yer seçimin konusundaki ifadelerini okuduktan sonra fotoğraf çekilecek yerler listesini kafamda oluşturmaya başladım. Işık konusunda şöyle bir soru sormak istiyorum;  Güneş ışınlarının düşüş açısı da bölgeden bölgeye değişmesi, fotoğraflarımızıın ışığını çok etkiler mi?
    Selam, sevgilerimle.

  25. lunawar

    sömüre sömüre, sindire sindire okudum.. ellerinize sağlık.. :)

  26. filiz T.

    Sevgili meren
    Mühendis yaklaşımının  değerli bir şey olduğunu düşünüyorum. Herşeyin görünen yanlarını görebilmeyi başarabilsek bile, birilerinin de  görünmeyen yanlarını görünür hale getirmesi ve bunu için bir vakit harcayarak aktarması önemli.
    Işık koşullarını seçmek ve gerekiyorsa elde olanı istendiği şekilde modifiye etmek işin yarısı. ( şimdilik emekleme aşamasındayım. kısacası çözmüş değilim.)
    Kullanılan lens ve onun kalitesi kalanın yarısı. ( elimde sadece 50mm ve 18-105 zoom lens var. Eh idare ader)
    Kullanılan makine ve onun kalitesi kalanın yarısı. ( nikon d90. iyi bir makina) 
    Dijital düzenleme de geriye kalan. ( bu kaybolma sırasında digital düzenleme kursuna gittim, dört işlem ve azıcık retouch yapmayı öğrendim)
    Şimdi elimdeki bu tabloya bakınca ne kadar çok yol kadetmem gerekiyor ortada.
    Açıkçası ben de ışıga hükmetmek istiyorum.
    Anlamlı ve bakanda çeşitli  duygular, düşünceler uyandıran fotoğraflar çekmek istiyorum.
    Hatta içinde kaybolunan fotoğraf çekmek istiyorum.
    O nedenle, diğer yazılarını beklerim.
    not:itirafname gibi oldu:)

  27. Ozan Çağlayan

    Selam,
    Öncelikle eline sağlık, çok hoş bir yazı olmuş her zamanki gibi :) Bu blogda ve genelde histogram anlatılırken kullanılan grafikler tek kanallı oluyor. Modern makineler, yazılımlar 3 kanal bilgisini de taşıyan histogramlar çizebiliyorlar. Ken Rockwell tek kanallı histogramların doğru pozlamayı yansıt(a)mayacağını çünkü örneğin *early* Nikon makinelerde gözün daha duyarlı olduğu yeşil kanala göre histogram çizildiğini bunun da diğer kanallardaki olası fazla pozlamaları saklayabileceğini söylüyor. Dediği kulağa mantıklı geliyor ancak amca da biraz huylu biliyorsundur :)
    Bu konu hakkında ne düşündüğünü merak ettim, öpüyorum :)

  28. A. Murat Eren

    Ozancığım yahu, bu yorumu bir şekilde kaçırmışım. SPAM yoruma bakmaya gelince gördüm. Kusura bakma :(

    Geç de olsa yanıt vereyim: Ken Rockwell sallamış birazcık :) Buradaki histogramların hepsi luminance değerleri için ve üç kanala birden bakmaya çok gerek yok (bu üçünün ortalaması nitekim).

    Histogramı sadece bir iletişim aracı olarak kullanmak istemiştim, yoksa histograma bakarak fotoğraf çekmek caiz değildir :p

    Sevgi, selam.

  29. A. Murat Eren

    Salih Bıçakçı da bir soru yöneltmiş:

    Güneş ışınlarının düşüş açısı da bölgeden bölgeye değişmesi, fotoğraflarımızıın ışığını çok etkiler mi?

    Hem de nasıl :) Güneş’in pozisyonu kontrastı çok etkiliyor. Görünürlerde olmadığı durum en güzeli bence. Şöyle dağınık dağınık :) Tabi benim bu yıllardaki tercihim bu yönde, öylesi iyi olduğu için değil.

    Ayrıca filiz t. ve lunawar’a da teşekkürler.

    Bu yorumların hepsi bir şekilde kaynamış. Herhalde bir yoğunluk vardı o dönem. Tekrar kusura bakmayın gecikme için.

  30. Safa Küçüköner

    Selam,
    yüzeysel bir anlatımla açıklamaya çalışacak olursak (daha doğrusunu anlamaya), belli bi tecrübe sonrasında, gözümüz bir ışığı daha çok seviyor olacak ( ya da doğru ışığı) ve çekeceğimiz fotoğraflarda hep onu bulmak isteyecek.Ve bunun sonucunda zamanla, çektiğimiz fotoğrafların histogram eğrilerinde gözle görülür bir benzerlik olacak. Bu durumda herkese özel bir eğri mi oluşacak? gibi bir soru geliyor aklıma.Eğer  bir önceki sorunun cevabı hayır ise ortada tek bir doğru ışık var (her koşul için değişen) ve herkes onu bulma derdinde (ya da yaklaşma).Tam olarak bu mudur?

  31. A. Murat Eren

    Bu durumda herkese özel bir eğri mi oluşacak? gibi bir soru geliyor aklıma.Eğer  bir önceki sorunun cevabı hayır ise ortada tek bir doğru ışık var (her koşul için değişen) ve herkes onu bulma derdinde (ya da yaklaşma).Tam olarak bu mudur?

    Estetik anlayışın hüküm sürdüğü herhangi bir alanda tek bir doğrudan bahsetmek mümkün değil bence. Kimi insanlar için zamanla tek bir eğri oluşabilir (mesela hep yüksek kontrastlı fotoğraflar çekiyorlar, ya da hep high-key çeken bir moda fotoğrafçısıdırlar, vesaire). Kimi insanlar ise “ultimate” bir eğrinin varlığını savunabilirler (insanlar neleri savunuyor şu hayatta, neden olmasın). Fakat bu eğriler fotoğrafçı ya da proje bazında, hasbelkader tutarlılık gösterebilecekleri gibi aynı kişinin aynı proje içerisinde çektiği fotoğrafların her biri bir diğerinden farklı eğrilere de sahip olabilir.

    Çünkü eğriye fotoğrafı çekmeden önce bakmıyoruz (bence). Senin de dediğin gibi biz hoşumuza gideni arıyor ve onu gördüğümüzde çekiyoruz. Dolayısıyla eğriler zaman içerisinde benzerlik gösterebilir. Ama göstermeyebilir de :) “Ultimate” eğri diye bir şey ise bence yok.

    Selamlar.

  32. Hakan ARIN

    Mecburi ama gönülden bir sebepten eve kapanmış biri olarak yazılarınızı okumak beni biraz daha rahatsız ediyor. Zira Fotoğrafçılık hevesim kabardıkça kabarıyor. Gün be gün fotoğrafçılık ile ilgili yeni ve özgün şeyler öğreniyorum ancak bunları deneyecek imkanımın olmaması beni deli ediyor.

    Site genelinde resimlerin güzelliği ise ne kadar beni o an için mutlu etse de resimlerin çekildiği yerlerde bulunamamak aynı mutluluğun ardından dayanılmaz bir ızdırap veriyor. Gerçi mekanları güzel yapan nesneler kadar içindeki kişiler olsa da hep mutluluğun ucundan tutabilmek hevesi insanı sabırsız yapıyor. Önce bu yerlerin resmini görsem yeter diyorsun, sonra ah bir de orada olabilseydim, peşi sıra sevdiklerimle birlikte orada olmak vardı şimdi diyorsun. Başkaları için bu noktada biten sızlanma benim için birde bu anları çekebilseydim ile devam ediyor.

    Eve kapalı kaldığım şu günlerde biraz olsun bana oyalanacak sebepler verdiğiniz için teşekkür ediyorum. :)

  33. Uğur T.

    Merencim yazılarını uzun zamandan bu yana takip ediyor ama pek yorumda bulunmuyordum bu aralar kafamı karıştıran histogram konusunda örneklemelerini enfes ve hmmmm dedirtici bulduğumu bilmeni isterim.Zaman zaman kendimi histogram konusunda düşünürken bulduğumda kitaplarda var olan histogram grafikleri makinede gözükünce acaba doğru pozlanmış ve doğru ışıkta çekilmiş fotoğraf mı çıkmış oluyor diye düşünüyorum yani iyi olan kitapta olan mı konusuna geliyordu.Halbuki alakası yok aslında alakası var ama şu şekilde keskin doğrular var ise histogram hakkında o keskin doğrular kitaplardan değilde kişinin kendi ölçümleri sonucunda beğendiği fotoğrafları çıkarması ile alakalı olduğunu düşünüyorum.Kısacası şu nöronlar son 1-2 yıldır bir ara bolca zamanım olduğu, fotoğraf çekmeye çıktığım vakitler olduğu gibi çalışmıyor çünkü işgüçden hiç zamanım olmuyor :/ bana hah doğru ışık ohh makinede yanında mis hemen çekeyim dediğim zamanlardaki ışık ölçümümü tekrar kazanmam gerek bakalım artık :) neyse düşündüklerimi çoğu zaman yazıya dökmekte zorlanıyorum birşey ifade etmeye çalıştım kısaca bu makale düşündüğüm belli şeylerin şekillenmesine ve soru işaretlerimin önünde ampullerin yanmasına neden oldu bu sebeple teşekkürlerimi sunuyorum :)

  34. İ.E.ÇETİN

    mehaba Meren,
    Yukarıda soldaki oturan manken, alt sıradaki gelin ve diğer gülümseyen abla fotoğraflarını kıyaslayarak bir soru sormak istiyorum;
    üsttekinde bir tonlama var, (şöyle tanımlamaya çalışayım) renkler pembemsi, kompakt duruyor; alt soldakinde son derece doygun/canlı, sağdakinde ise 
    solgun/açık renkler var. şimdi bunun, tabii ki, ablaların ten renkleriyle ilgisi vardır ama başka neyle oynayarak fotoğrafı çekerken örn. en yukarıdaki manken abla tonlamasında bir porte çekebilirim? beyaz dengesiyle mi oynamak, filtre mi kullanmak lazım?
    mesela Nuri Bilge Ceylan’ın portrelerinde var bu bahsettiğim gerçeküstü tonlamalar, ten renkleri felan. Bu dijital oynamaya gerek kalmadan nasıl yapılır?
    misal:http://www.nuribilgeceylan.com/photography/formyfather1.php?sid=1
    selamlar;
    Emre

  35. Selçuk Aksu

    Merhabalar, 
     Gözlem, Araştırma, Merak bu 3 madde olmaz ise olmazımdır. Fotoğrafın uygun halini ve zamanını kestirmek için bahsedeceğim şu iki yöntemi uygulamaktayım; Ya güneş doğmadan önceki durumu (şafak) ve güneş batmaya yakın (gün batımından) sonraki durumlarda renk doygunluğu olsun, keskinlik vs. çok güzel çıkmakta Portreler için ise, kapalı mekanda flaş ve softbox ideal bir denge olduğunu söyleyebilirim. Fotoğraf çekimine izin veren açık/kapalı hava konser,etkinlikler (doğum günü,disco,redbull vs.) çok iyi ışığın olduğunu düşünmekteyim. Ayrıc son olarak extreme fotoğraf kameralarınıda severim. Gök kuşağı, havai fişek, yıldırım, pan, zoom in – zoom out vs… diye gider bu şekilde.  
     İyi günler !!  ;))

  36. nikah şekeri

    bu histogramlardaki dagilimla aklimin fotografi yakalama hizi arasinda sanki cok belirgin bi ters iliski var.. dagilim daha uniform oldukca, gozum daha cok geziniyor fotografta, tutunabilecek daha fazla nokta buluyor..

  37. A.E. Laleli

    Hmmmm…
    Bu arada: Keşke eskisi gibi çok yazsan

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün